Sayfalar

Follow by Email

31 Ekim 2011 Pazartesi

Reklamı tıklatın !

Merhabaaa....
gördüğünüz üzere siteme reklam alremış bulunmaktayım. Şu fakir guruhun para kazanmasını istiyorsanız reklama tıklayın. İnsan besinsiz çalışmıyor, bize ekmek yiyek ha goçlar.
Amma iğrençleştim lan. Neyse tıklayın ulan, Hatta hemen alın, sonra da ÖLün...

Nokta

İlk ve son cümlemsin, doğduğumda başlayan öldüğümde sonlanan.

Bir Tutam Dostoyevski iki baş soğan


    Geçen gün Dostoyevski'nin hayatını incelerken daha önceden göremediğim bir ayrıntıyı farkettim. Ve biraz daha bakınca esas durumu gördüm. Yazarın dünyayı nasıl bu kadar etkilemesinden önce, dünyayı aydınlatanları aydınlatması soracağımız soruya cevap olarak verilebilir.
    Dostoyevski'den etkilenen önde gelen insanlara gelince;Knut HamsunRichard BrautiganCharles Bukowski,Albert CamusWitold GombrowiczFranz KafkaJack KerouacCzesław MiłoszYukio MişimaAlberto MoraviaIris MurdochFriedrich NietzscheMarcel ProustAyn RandJean-Paul SartreAleksandr SolzhenitsynWisława SzymborskaIrvine Welsh,Sigmund FreudLudwig WittgensteinCormac McCarthy,Orhan PamukNuri Bilge Ceylan ve niceleri...

Tabi etkilendiği insanlar da var, ve lanet olsun şu an yazdığım stili eski haline çeviremiyorum.
Oldu gibi...

Tamamdır, neyse devam edeyim. Etkilediği şüphesiz ve yarısını bile okuyamadığım bir yazar sürüsü görülmektedir. Bunlardan Franz Kafka'yı okumuş olmam, sohbeti biraz onun yörüngesine çekmeye çalışmış olsa da buna karşı çıkarak size genel bir tanım yapacağım. Veyahut boşverin hemen Kafka'nın bir yapıtından güzide bir kopya okuyalım;

Kitap ile ilgili bilgi içerir ------------------------------------------
Mantık her ne kadar sarsılmaz ise de, yaşamak isteyen bir insana karşı koymazdı. Hiçbir zaman görmediği yargıç neredeydi? Asla ulaşamadığı yüksek mahkeme neredeydi? K. ellerini kaldırdı ve bütün parmaklarını gerdi.

Kaymakta olan gözleriyle yüzünün hemen yakınında beylerin yanak yanağa dayanmış olarak kararı izleyişlerini gördü. "Bir köpek gibi!" dedi, sanki utanç, ondan sonra da hayatta kalacaktı.
Kitap ile ilgili bilgi içerir ----------------------------------------

28 Ekim 2011 Cuma

Dünya fazla ciddiyetsizken


Dünya fazla ciddiyetsizken, kahkahalar havada uçuşurken, bir yaz günü senle benle gülmek için yaratılmadığımızı fark ettik. Gülerken acı duyduk ve karar verdik gülmemeye.

bizi gülümsemeler bağlamadı maalesef birbirimize, gözyaşı idi bizi dolayan.
Ve gözyaşı olacaktı dolayan.
Hiç gülmeyeceksin dediğimde, sevinirdin ya
İşte öyle olacak bizim aşkımız.
Hiç gülmeyeceksin
Ve ağlayacaksın mütemadiyen.



27 Ekim 2011 Perşembe

Ne cevap

Elimde gizliden gizliye sakladığım bir şişe şarap ile dostluğumun zirvesini sunabilecek yeteri kadar bilgimle karşınızdayım. Aslında durum biraz farklı, gizliden gizliye içki içmemin sebebi uğramış olduğum baskı ve akabinde gelişen sonuçlar değildir. Sadece insanların yüzündeki ve dillerindeki soru işaretleriyle karşılaşmamak ve odamda bu az ışık alan küçük bölgede fazla rahatsız edilmeden sarhoş olabilmekti amacım. Bunu da yarı yarıya becerebildiğim için kendimle az da olsa gurur duyuyor ve yaptığım işin gizliliğini koruyabildiğim için kendime yeni ilhamlar da verdiğim oluyordu. Her ne kadar şarap şişesini açarken çok büyük bir ses çıkarmış olsam da, açtığım müzik ile o sesin üstünü çirkin bir masa örtüsüyle örtmüş sayıyorum.


Bazen üzülüyorum ki, dostlarım bir bitap içindedir. Ve ağlıyordur ve dileniyordur sahibine ucuz bir dilenci gibi. Ve yetmiyordur aldıkları, hep daha fazlası ve daha fazlası diyordur. Belki de demiyordur, ama elindekinin de kendine yetmeyeceğinin farkındadır, bu su götürmez bir gerçek. Bu farkındalık onu tedirgin ediyor ve kendini kaptırmak için deli divane oluyordur. Her ne kadar bir zamanlar birilerine kaptırma dediği halde, kaptırmak istiyordur kendini. İşin garibi bazen bende aynı boşluklar içinde kendimi buluyor, dünyaya sadece beni sevenleri tatmin edeyim diye gönderildiğimi düşündüğüm oluyordu. Nitche’nin, eğer tecavüz kaçınılmaz ise zevk almaya bakmalısın sözü, bazen kendimi hatırlatıyor ve kendi kendimi aşık olmaya zorlarken buluyorum, ve bunu çok aptalca bulduğum halde yapıyorum. Tarih öncesinde var olan bu doğal duyguyu ben yaratmadım fakat vardı biliyorum. Tanrı ile orantılıdır gözümde onu inkar etmek ve varlığına inandığım bu duygunun sahteleşmesine sebep olduğum için bir yandan ağır yaralı bir asker gibi sancılıyım fakat çığlıklarım ne hemşireleri odama koşturuyor ne doktorları ameliyata hazırlıyordu. Sadece içimdeki kanamayı artırıyor, işkenceyi hat safhaya çıkarıyordu. En iyisi acı duyduğunda bile, sessiz kalmak ve umut etmek. Olmayacak rüyaları görmeye çalışmak. Evet belki hiçbir zaman olmayacak, fakat hiçbir zaman olmayacağını bilmediğimizden o rüyaları hep göreceğiz, olduğunu görene kadar. Ki olmayacaktır yine de.


Sigara alışkanlığım yok. Ve bu yüzden sigaramı yakamayacak ve penceremi açıp buz gibi havayı içime çekemeyeceğim. O yüzden bu boğuk ve gece vakti karbondioksit salan bir çok çiçeğin olduğunu hayal ettiğim odada, havasız ve yavaş yavaş öldüğümü düşündüğüm bir odada can çekişmekteyim. Kendimi biraz olsun acındırmış olduğumu bilip bundan nefret etsem de, gerçeklik tamamen bu şekildedir.

Sonuç olarak, tamamen sarhoş zırvaları diye adledebileceğimiz birkaç cümle sarfettim. Ve bunların benden önce de yazıldığının farkındayım. Ucuz romancılardan bir farkım yok. Ki ucuz romancıları da okumuş değilim ve bu benim büyük bir önyargım. Ve bu önyargımı kırmaya çalışacağım ve ölmemiş olan yazarlara da saygı duyacağım (birkaçını tenzih ederek).

Neyse haydi bitiriyorum ve şu sözle, Her cevap bir ayrıntıda saklı aslında ve bunları göremeyeceğiz hiçbir zaman. Çünkü ne sorduğumuzda anlayabiliriz ne de cevap geldiğinde. Sadece belli zaman sonra edindiğimiz bilgilerle sorumuzun cevabını bulabiliriz. Aksi halde, aldığımız her cevap bize yeni sorular sordurur.

26 Ekim 2011 Çarşamba

Başlık koymayı unuttuğum yazı

Karşısında beni bekleyen boş bir sayfa, yazılmayı bekleyen yazılar hepsi gözümün önünde yapılmayı bekliyor. Bense hergün o boş sayfayı açar uzun uzun bakardım. İlerde yazacaklarımı hayal eder, mutlu olurdum. Kim bilir ne yüce şeyler, ne harikulade yazılar çıkaracağım diye kendi kendimi mutlu eder, hayal ettiğim dünyada yaşardım. Ve geçen gün ansızın üzüldüm. Öleceğim dedim bir gün. Ve o bir gün, yarın da olabilir. Ve tüm biriktirdiklerimi birgüne sığdırma gazabına uğramamak için dedim, başlamalı. Anlatmak zor değil ama zaman yok ise eğer, zaman yetmezse, en güzel hikayemin en güzel cümlesinde ya son bulursa nefesim, ya geriye kalırsa sonu olmayan hikayenin bölümü, asıl kahreden bu olur beni. Sonu olmayan bir roman yazmak, bana ıstıraptan da öte bir duygu verir ve okurlarımın içinde yarım kalan hüzünleri beni daha da mutsuz ederdi. Tabi eğer mutsuz olacağım bir an daha varsa, öyle olurdum. Son dakikalara bırakmayı sevdiğimden midir, her işimi son dakikasına kadar bekler öyle yaparım. Doğru olduğuna inandığım an son an oluyor beklide. Veya yaptığım an, ‘an’ı son kılıyor. Neyse, bir kadının gidişini de gördüm, onu geri getirebileceğimi de. Beni geri getir deyişini de biliyorum, kendime güvensizliğime de. Ama ne olursa olsun getirdim ya, helal olsun diyorum kendime. Bazen cesaretiniz kırılır, bazen çok büyük sözler verebilirsiniz. Hata da yapabilirsiniz, vermeseydim keşke öyle büyük sözler de diyebilirsiniz. Bunu deseniz de, size tavsiyem; büyük sözler verin ve insanlara güven berin, büyük sorumluluğun altında kalın ve gerekirse altında ezilin ama yine istediğinizden vazgeçmeyin. En azından kendinizi tanır ve hatalarınızı görürsünüz. En güzeli de yaşarsınız. Yaşadım diyebilmek için değil midir zaten her şey. Her şey onunla ilgili değil midir?

Dostoyevski ile tanışalı da baya bir zaman oldu, biraz onun varoluşunu alıyorum ve bir nevi yeniden sunuyorum sizlere. Elbette farklıdır bende, ve benim ondan farklılığım; bunların önemi yok. Gogol’un paltosundan çıkmadır ve bizde çıktık bazı üstadlardan. Bazı filmerin romantik anısı, bazı kitapların gizli gözyaşlarıyla çıktık bir yerlerden. Ve zamanımız geldiğinide, sahneye çıktık ve oynadık bize biçilen rolümüzü. Ve sürmekte bu oyun. İnsanların rolü abarttığı apaçık, tıpkı gerçekmişçesine sizi yargılamaları olasıdır. Ve bunun oyun olduğunu bilmeden oynayan ve tepki çeken insanlar da vardır. Bunlar da apayrı bir yoldadırlar. Velhasıl bu konudan sıkıldım ve konuyu anlaşılmaz kıldım. Aslında bakarsanız belli bir konu da yok, sadece güzel müzik eşliğinde güzel yazılar yazmaya çalışan bir adamım ben. Lütfen yadırgamayın dostlar.