Sayfalar

Follow by Email

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Bir Mutluluk Hikayesi

Gücenmedi... Eline aldığı mektubu bir daha okudu ve son defa yanında kalmasını istedi sevgilisinin. Bir kez daha okuyayım senle, sen varken, sonra gidebilirsin, dedi. Yavaşlata yavaşlata kendini okumaya başladı. Yer yer sesli okudu ama genelde sessizce, sadece dudaklarını oynatarak okuyordu. Kız ise kendi yapıtının her cümlesine aşina olduğundan, onu şaşıracağı hiç bir şey göremiyordu. Sadece gitmesi gereken anı kolluyordu. Mektup bittiğinde, hoşçakal deyip uzaklaştı. Adam orada o bankta, onun gözden kaybolmasını izlerken, kendisine ve yazılanlara takıyordu kafasını. Bir mektupla ayrılmışlardı. Ne romantik ! Keşke bu kadar romantik ayrılmasalardı, böyle unutulmaz bir şekilde ayrılmak, unutmayı, geride bırakmayı zorlaştırıyordu. Yapmışken en iyisini yapmak, kızın en çok övündüğü özelliklerinden biriydi. Bu nazik, biraz hırslı özellik nasıl da kötü bir şeymiş gibi görünüyordu gözüne o an. Keşke olmasaydı dediği bir andı, keşke nezaket bu kadar can acıtmasaydı.

Gücenmedi... Devam etti yoluna, ayağa kalktı, bir sokağa daldı, gözden kayboldu. Bank onlara bakıyordu ama artık göremiyordu hiç birini. Gitmişlerdi, bank boştu. Bazen kuşlar konuyor, sıçıp tekrar uçuyordu. O banka kimsenin aldırış ettiği yoktu. Boktan bir banktı aslında. Rahat oturabileceğiniz bir yer bile değildi. Fakat o bank, adamın anılarında saçma bir detayla sonsuza dek kalacaktı. Ne kadar da saçmaydı, bunca şey arasında bankı da hatırlamak. Bankı önemsemek. Gerçekten de bankı, kızı sevdiği için önemsemiyordu. Ondan daha fazlasıydı. Öncelikle bankta sırf kendisi oturuyordu, kız ayaktaydı. Oturmamıştı bile... Önemsediği kendisiydi. Hayatında yaşamadığı kadar acı bir olayın orada olmasıydı. Ve acı duyulan bu anda, hayatının en zevkli anlarından birini de yaşıyordu farkında olmadan. O acı ona zevk veriyordu, evet itiraf etmeliydi. Yaşadığının kanıtlarından biriydi, varolmanın bir kanıtıydı. Ve kızın onu terk etmeden önce önemseyip ona bir mektup vermesiydi. Dünyada önemsenmesinin ve anılmasının bir kanıtıydı. Adına dair belgelere bir yenisi daha eklenmişti. Her şey bununla alakalıydı aslında, yaşamak. Saçma sapan bir bankın üstünde, ağlamaklı bir halde mektup okuyup kızın gidişini izlemek. Yaşamak buydu... Acı çekmekti...

Gücendi... Acı çekmenin zevk verici olduğu aşikardı. Bu onu mutlu ediyordu. Ama ortada ondan kötü bir şey doğmuştu. Acı çekmenin zevk verdiğini anlamanın dayanılmaz ağırlığı... Artık hiç acı çekemiyor, çünkü ondan zevk alıyordu. Birbirine dolanmışlardı. Ne zaman acı çekeceği olsa, zevk almaya başladığını itiraf ediyordu kendine. Bu yüzden acı çekmesi kısa sürüyordu. Dolayısıyla yaşamı da kısa sürdü. Bunun çaresini bulamayarak öldü...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder