Kayıtlar

fikir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sami ve Göbek

Hikayemizin baş kişisi, Sami adında, ince yapılı, göbekli ve zeki bir adam. Kaşları kalın, saçları siyah, gözleri kop koyu. Sabah ezanıyla dışarı çıkar, boş boş sokaklarda gezinip durur. Merak ederseniz, namaz da kılmaz. Ezan onun için bir çalar saatten farksızdır. Duyar duymaz, yatağından kalkar, yüzüne biraz su çarpar, üstüne eşofmanlarını giyer ve çıkar. Şimdi, soracak olursanız, bu kadar yürüyen bir adam nasıl olurda göbekli olur, diye. Olur efendim, gayet de eritemediği bir göbeği vardır Sami'nin.  Sami'nin dış görüntüsüne olan takıntısı günden güne ilerlemektedir. O da sizin gibi, göbeğini dert edinmiştir. Fakat bir yandan da savunduğu ideolojiye ters geldiğini düşünmektedir. Ne alakası var, göbekle ideolojinin diye soran gözlerle okuduğunuzu görür gibiyim. İzin verin açıklayayım dostlarım; Efendim, kati surette savunduğumuz, bazen at gözlükleriyle saplandığımız ideolojileri, farkında olmadan çiğnemekteyizdir. (Aslında bu saplanmaya çalıştığımızdır, çünkü gerçekte...

Bazen saçmalarım

Bazen saçmalarım. Bazen odamdan bir içeri, bir dışarı çıkar, sonra tekrar içeri girer kapıyı açar, sonra girmekten vazgeçer tekrar dışarı çıkarım. Dışarı çıkarken içerde olmanın keyfini düşünür evimi özlerim. Bunun üzücü bir yanı yok elbette, aslına bakarsan eğlenceli bile sayılabilir. Sadece bunları yaparken yapmak zorunda olduğunu hissetme yeter. Ki hissetmekte beyin fonksiyonun yönetebileceği bir şey olmadığından, neyse gereksiz bir sohbet oldu… Bazen bir resmin karşısına geçer “ne anlıyorum bundan” diye kendime sorarım, cevaplarım. Ardından yanımdakine “ne anladın bundan” diye sorarım. Yanıtını beğenirsem onunkini kendiminmiş gibi başkalarına anlatırım. Kulağa çok sahtekarca geliyor, ki öyle. Ustalaşmadığım bir konu. Örneğin, yazı yazabildiğim andan beri yazı yazıyorsam eğer bu işte ustalaşmamam gibi bir düşünce söz konusu bile olamaz ve edebiyatla ilgisizliğimin mümkün olacağı bir dünyayı da varsaymıyorum. Aklıma geldi, ilkokul sıralarında bizlere verilen kompozisyon ödevi daya...

Romantizm mi demeli?

Uzun zamandır kitap okumuyor, kendimi bilgisayar oyunlarına ve baş döndürücü sex videolarına kaptırırken buluyorum. Ve ekranın karşısında geçirdiğim onca saat, başımın dönmesine neden oluyor ve hafif bir sızının yanında ölecekmişim hissi de uyandırıyor. Neyse vakit kaybetmeden bugünkü konuma döneyim. Bugün, tren garlarının neden bir otobüs garından veya hava alanından daha romantik bir yer olduğunu araştıracağım. Daha doğrusu neden olabileceği konu hakkında fikirlerimi ortaya atacağım. Dileyen bu konuda fikirlerini benimle paylaşabilir,  benimkileri çürütebilir veya onarabilir. Bu konuda okurlarımı özgür kılıyorum. Öncelikle romantik olmasının ‘tarihi’ ile bir iniltisi var mı ona göz atalım. Muhtemelen sizler, kesinlikle, diyeceksiniz. En eski ulaşım aracı trenlerdir. Ve trenler ne savaşlarda kocalarını götüren kadınların gözyaşına baktı, ne de çocukların. Hepsi bir buruk veda ile ayrıldılar o garda. Ve o garda tekrar buluşmak için sözleştiler. Evet, mümkün gibi duruyor. Evet, t...