Kayıtlar

Başka bir hikayede anlatılacak hikaye

Kendime saklandığım şu yazımın tüm içeriği, esrarengiz bir takım olayların bütünüdür. Hikayeyi anlatmadan sorunlarıma geçemiyorum. Eğer geçersem de anlamsız duygu çatışmaları, veryansınlar ve çığlıkların hiçbir anlamı olmayacak sizler için. Sizin için basit birer duygulardan ibaretmiş gibi gelecek ve herkezde var olabileceğine inanacaksınız. Gelin görün ki, anlatacağım olayların utancından kıvranmaktayım. Ve bu utanç, benim bu anıyı paylaşmama izin vermiyor. Belki başka bir adla, başka bir zamanda sizlerle paylaşırım. Belki de bu yazıda paylaşır ve adımı gizlerim. Belki de bazen bu yüzden başka bir isimle yazılar yazıyor ve tanıdıkların sırf beni tanıdıkları için takip etmelerini istemiyorum. Haydi boşverelim o utançlı hikayeyi, size biraz kendimden bahsedeyim. Çok takıntılı birisiyimdir mesela. Ama takıntılı olduğumu dışarıya belli etmeyeyim diye, takıntılı olduğum konuda rahatsız olduğum davranışları sergilerim. Bu da kendi kendine bir takıntı pek tabi. Ne yazık ki, son takıntımı...

Jack Daniels'ın dayanılmaz ağırlığı

Harika bir şarkı var kulağımda ve yavaş yavaş yükselen sesi. İçki bardağıma hafiften bir dokunuşla soğukluğunu hissederken bir yandan da geçmişe ve bugüne şöyle bir baktım.Tüm hikayemi gözlerimin önüne getirdim. Çocukça yaptığım onca şeyi ve dahası. Cesaretime saygı duyduğum pek çok anı buldum kendime. Evet cesurca sayılabilecek bir çok olayda yer aldım ama yine kendimi bir korkak olarak adlediyorum. Nedendir bilinmez ama, henüz yeni tanıştığım bir insanın bile, benim için ilk izlenimi korkak olduğummuş gibi gelir. İnsanların beni korkak sanmalarından bile çok korkar hale geldim. Belki de bu yüzden cesurca sayılabilecek olaylardan kaçmıyorum. Ve bu da beni bazen cesur gösterebiliyor. Bununla korkaklığımı bir süre daha geçiştirebiliyorum. Korkaklık ve cesurluk iç içe geçmiş birer ip gibidir gözümde. Korkaklığın en güzel tarafı sizi hayatta tutmasıdır. Sarhoş ve karısını ulu orta döven bir adamı kaç kişimiz durdurabilir. Ben şahsım adına durduramam çünkü korkarım. Adamın ne yapabileceğ...

Terminatörsüz bir yaşam düşünülemez

Bu gece tahmin edebileceğiniz gibi Terminatör adlı filmi izledim. Daha önce izlemedin mi diye soracak olursanız, evet izledim. Ama nedense bugünlerde içimdeki ses, şöyle yokedici filmleri tekrar hatırla diye beni dürtüyor. Ve benimde aklıma ilk gelen Arnold Swayzsomething'in efsaneleştirdiği Terminatör serisi oldu. Ama seriden yalnızca ikinci filmi izledim az önce, hani şu akışkan kötücül bir terminatör varya, o bölüm. İyidi, güzeldi. Sonunda Arnold'un kendini imha sahnesi ayrı bir duygusaldı. Tutamadım kendimi, bir iki damla saldım. Neyse abiler, ablalar, bacılar, kardaşlar; sizinde gece gece aksiyon gazınız geldiyse açın bu filmi izleyin. İçinde aşk var, nefret var, sex var bazı bazı, var oğlu var, izleyin işte... kendime not: bak kitleyi sex'ten yakalayacağım.

Bazen saçmalarım

Bazen saçmalarım. Bazen odamdan bir içeri, bir dışarı çıkar, sonra tekrar içeri girer kapıyı açar, sonra girmekten vazgeçer tekrar dışarı çıkarım. Dışarı çıkarken içerde olmanın keyfini düşünür evimi özlerim. Bunun üzücü bir yanı yok elbette, aslına bakarsan eğlenceli bile sayılabilir. Sadece bunları yaparken yapmak zorunda olduğunu hissetme yeter. Ki hissetmekte beyin fonksiyonun yönetebileceği bir şey olmadığından, neyse gereksiz bir sohbet oldu… Bazen bir resmin karşısına geçer “ne anlıyorum bundan” diye kendime sorarım, cevaplarım. Ardından yanımdakine “ne anladın bundan” diye sorarım. Yanıtını beğenirsem onunkini kendiminmiş gibi başkalarına anlatırım. Kulağa çok sahtekarca geliyor, ki öyle. Ustalaşmadığım bir konu. Örneğin, yazı yazabildiğim andan beri yazı yazıyorsam eğer bu işte ustalaşmamam gibi bir düşünce söz konusu bile olamaz ve edebiyatla ilgisizliğimin mümkün olacağı bir dünyayı da varsaymıyorum. Aklıma geldi, ilkokul sıralarında bizlere verilen kompozisyon ödevi daya...

Erkeğin Dramı part 1 Evet Erkeğin ( Part 2 yolda beyler)

Odamdayım. Bir kutu gibi ufacık olan bu tek göz oda, benim yaşadığım alandayım. Odaya zorla sığdırılmış bir yatağın üzerinde boylu boyunca uzanmaktayım. Birden içime bir sıkıntı geldi. Bu sıkıntının halledilebilmesinin tek şartı, ya ayağı kalkıp tuvalete gitmek ya da yatağı ıslatıp bütün gece nemli bir uykuda rahatça uyuyabilmeyi ummaktı. Yorgandan önce ayağımı çıkarıyorum, ayağımın odanın sıcaklığına alışmasını bekliyorum. Ardından bacağıma kadar yorganı açıyorum. Sonra birden tekrar hepsini örtüyorum. Bu kadar mahramiyet fazla gelmiş olmalı ki yorganıma tekrar sarılıyor ve aklımdan tuvalete yarın giderim düşüncesi ve bunu yapabileceğimi ispat edebilmek için gerekli teçhizatı sunuyorum. Evet, yarına kadar tutabilirdim. Ve bütün gün rüyalarımda umumi abdesthane arar dururdum, biliyorum. Ve kaç defa da işediğimi görürdüm oralara. Sonra uykudan göz ucuyla uyanır, donumu şöyle bir yoklardım. Ter harici nemli bir kumaşa rastlamadığımda, ya uykuya devam eder ya da rüyalarımın bana vermiş o...

Bir yaşayana sor

Bilmediğimiz yerleri, yönleri, sayıları, yazıları, doğruları ve yanlışları hep bir bilene sorduk hayatımız boyunca. Onlarda bilgilerinden yola çıkarak cevapladılar bazılarını ve sustular bazılarında. Ama ne var ki, sorulanlar azalmadı da arttı ve cevaplar o kadar farklılaştı ki, aranılan cevap hangisidir, kimse bilemedi. Bazıları yaşamadan romancı oluverdiler ve sormadılar yaşayanlara. Sadece hayal etmekle yetindiler. Ki hayal etmek, sizi eşsiz dünyalara vardırır, gerçeğin üzerinde bir noktaya çıkarır. (Ama gerçek değildir, hayalin gerçekleşirse hayal olmaktan da çıkar pek tabi. Salt gerçeklik kalır elinde)  Fakat sormadılar yaşayanlara ve hayal etmekle yetindiler. Hayalleri hayaller aldı ve olmayan dünyada, olmayan romantizmin içinde boğulup durdular ve kendilerinin sonsuz bir yalnızlığın eseri olduğunu düşündüler. Aksine sonsuz bir yalnızlık değildi onlarınki, sadece sonsuz bir yalnızlığa özenme biçimiydi. Ki bu da, sonsuz yalnızlığın ne demek olduğu hakkında en ufak bir fikirl...

Şiddetle puana ihtiyacı olan düşme hattındaki takım

    Bu yazı saçmasapan gerçekleri iletir. Ve şiddetli hasara yol açabileceği gibi, şiddetli baş ağrısı, şiddetli karın ağrısı ve şiddetli baş dönmesi de yapabilir. Belki de hiç bir şey yapmaz.     Karın bölgesinde oluşan yağlarını aldırmak için doktora giden adamlar biliyoruz evet aramızdalar onlar. Ve küfür edip, aşağılanmayı bekliyorlar. Onları geçelim. Parasını bankamatikten çekemeyip vezneden çekmeye çalışan yaşlı teyzeler biliyorum ve cahil diye alay edildiklerini de duydum. Ne gariptir ki, insandan her şeyi bilmesi beklenir. Tabi bu bekleyenin yetersizliği, karşısındaki insanı kendisinden daha iyi ve daha güçlü görmek istemesinden midir nedir Allah aşkına? Aslında cahile cahil demek de hiçbir sakınca görmem. Cahilse, o cahildir. Su götürmez bir gerçeği neden ondan saklayayım ki? Fakat gelin görün ki, benim küçük aptal insanlarım (ki burda kastettiklerimin kesinlikle siz, okuyucularım değilsiniz), cahil olduğu gerçeğini tek bir şey ile açıklayabilirsi...