Kayıtlar

Biz öldük

Biz öldük sularda, çamurlarda öldük. Derede boğulduk, tepeden düştük, ayağımız kaydı, bir şey oldu öldük. Araba yaptık, direksiyona geçtik, kontağı çevirdik ve öldük. Yolda yürüdük sevdiklerimizi düşüne düşüne, az önce bize verilen çiçeği koklaya koklaya öldük. Güldük doyasıya, ağladık ölesiye ve öldük. Suratlarımıza ateşler püskürttüler, silahlar sıktıklar, öldük. Tüp patladı, saçımız sakalımız çıkmaz oldu, dayanamadık öldük. Karanlık bastı, sokakta tek kaldık, bir el omzumuza dokundu ve bir baktık ki ölmüşüz. Çimenlerin üzerinde, yapamazsın dedikleri her şeyi yapmaya çalışırken, bulaşıkları yıkarken, sehpayı düzeltirken, kardeşine ciğer almak için evden çıkarken hep öldük, hep öldük ve hala ölmekteyiz.

Bir Mutluluk Hikayesi

Gücenmedi... Eline aldığı mektubu bir daha okudu ve son defa yanında kalmasını istedi sevgilisinin. Bir kez daha okuyayım senle, sen varken, sonra gidebilirsin, dedi. Yavaşlata yavaşlata kendini okumaya başladı. Yer yer sesli okudu ama genelde sessizce, sadece dudaklarını oynatarak okuyordu. Kız ise kendi yapıtının her cümlesine aşina olduğundan, onu şaşıracağı hiç bir şey göremiyordu. Sadece gitmesi gereken anı kolluyordu. Mektup bittiğinde, hoşçakal deyip uzaklaştı. Adam orada o bankta, onun gözden kaybolmasını izlerken, kendisine ve yazılanlara takıyordu kafasını. Bir mektupla ayrılmışlardı. Ne romantik ! Keşke bu kadar romantik ayrılmasalardı, böyle unutulmaz bir şekilde ayrılmak, unutmayı, geride bırakmayı zorlaştırıyordu. Yapmışken en iyisini yapmak, kızın en çok övündüğü özelliklerinden biriydi. Bu nazik, biraz hırslı özellik nasıl da kötü bir şeymiş gibi görünüyordu gözüne o an. Keşke olmasaydı dediği bir andı, keşke nezaket bu kadar can acıtmasaydı. Gücenmedi... Devam etti y...

Ölürsem Ne Yaparım

Öldüğümü düşünmekten başka bir korku, yaşamımın son bulmasından başka bir ızdırap göremiyorum. Bugün içerisinde en büyük düşmanı olduğunu sandığı adama binlerce küfür eden kadınlar, ya öldüklerinde ne olacak diye merak ediyorum. Öylesine kaptırmışken öfkelerine ve barışın imkansız olduğunu hissettirdiklerinde ne olacak diyorum öldüklerinde ? Nefret ettiği adam öldüğünde veya kendisi toğrağın altında böcekler tarafından yenildiğinde? Zorlaştırmakta üstümüze yok şu dünya yaşamını, hem de öğreniyorken davranışlarını insanların. İnsan davranışlarını ödev edinmişken ve onu anlamaya çalışıyorken, yanı başında duran anlaşılmaz çocuğa tokat vurmak nedendir diye sormadan edemiyorum. Sen bunun okulunu okuyorken ve çocuğa vurmanın, çocuğa hakaret etmenin ve onu yok etmenin neresinde, onu anladığının beyanatını verebiliyorsun... Şöyle çevremden birkaç alıntı yaparak konuya giriş yaptım. Muhtemelen anlamadınız veyahaut ben anlamadım. Neyse önemli değil, zaten ne kadar önemli olduğu tartışılır bi...

Başka bir hikayede anlatılacak hikaye

Kendime saklandığım şu yazımın tüm içeriği, esrarengiz bir takım olayların bütünüdür. Hikayeyi anlatmadan sorunlarıma geçemiyorum. Eğer geçersem de anlamsız duygu çatışmaları, veryansınlar ve çığlıkların hiçbir anlamı olmayacak sizler için. Sizin için basit birer duygulardan ibaretmiş gibi gelecek ve herkezde var olabileceğine inanacaksınız. Gelin görün ki, anlatacağım olayların utancından kıvranmaktayım. Ve bu utanç, benim bu anıyı paylaşmama izin vermiyor. Belki başka bir adla, başka bir zamanda sizlerle paylaşırım. Belki de bu yazıda paylaşır ve adımı gizlerim. Belki de bazen bu yüzden başka bir isimle yazılar yazıyor ve tanıdıkların sırf beni tanıdıkları için takip etmelerini istemiyorum. Haydi boşverelim o utançlı hikayeyi, size biraz kendimden bahsedeyim. Çok takıntılı birisiyimdir mesela. Ama takıntılı olduğumu dışarıya belli etmeyeyim diye, takıntılı olduğum konuda rahatsız olduğum davranışları sergilerim. Bu da kendi kendine bir takıntı pek tabi. Ne yazık ki, son takıntımı...

Jack Daniels'ın dayanılmaz ağırlığı

Harika bir şarkı var kulağımda ve yavaş yavaş yükselen sesi. İçki bardağıma hafiften bir dokunuşla soğukluğunu hissederken bir yandan da geçmişe ve bugüne şöyle bir baktım.Tüm hikayemi gözlerimin önüne getirdim. Çocukça yaptığım onca şeyi ve dahası. Cesaretime saygı duyduğum pek çok anı buldum kendime. Evet cesurca sayılabilecek bir çok olayda yer aldım ama yine kendimi bir korkak olarak adlediyorum. Nedendir bilinmez ama, henüz yeni tanıştığım bir insanın bile, benim için ilk izlenimi korkak olduğummuş gibi gelir. İnsanların beni korkak sanmalarından bile çok korkar hale geldim. Belki de bu yüzden cesurca sayılabilecek olaylardan kaçmıyorum. Ve bu da beni bazen cesur gösterebiliyor. Bununla korkaklığımı bir süre daha geçiştirebiliyorum. Korkaklık ve cesurluk iç içe geçmiş birer ip gibidir gözümde. Korkaklığın en güzel tarafı sizi hayatta tutmasıdır. Sarhoş ve karısını ulu orta döven bir adamı kaç kişimiz durdurabilir. Ben şahsım adına durduramam çünkü korkarım. Adamın ne yapabileceğ...

Terminatörsüz bir yaşam düşünülemez

Bu gece tahmin edebileceğiniz gibi Terminatör adlı filmi izledim. Daha önce izlemedin mi diye soracak olursanız, evet izledim. Ama nedense bugünlerde içimdeki ses, şöyle yokedici filmleri tekrar hatırla diye beni dürtüyor. Ve benimde aklıma ilk gelen Arnold Swayzsomething'in efsaneleştirdiği Terminatör serisi oldu. Ama seriden yalnızca ikinci filmi izledim az önce, hani şu akışkan kötücül bir terminatör varya, o bölüm. İyidi, güzeldi. Sonunda Arnold'un kendini imha sahnesi ayrı bir duygusaldı. Tutamadım kendimi, bir iki damla saldım. Neyse abiler, ablalar, bacılar, kardaşlar; sizinde gece gece aksiyon gazınız geldiyse açın bu filmi izleyin. İçinde aşk var, nefret var, sex var bazı bazı, var oğlu var, izleyin işte... kendime not: bak kitleyi sex'ten yakalayacağım.

Bazen saçmalarım

Bazen saçmalarım. Bazen odamdan bir içeri, bir dışarı çıkar, sonra tekrar içeri girer kapıyı açar, sonra girmekten vazgeçer tekrar dışarı çıkarım. Dışarı çıkarken içerde olmanın keyfini düşünür evimi özlerim. Bunun üzücü bir yanı yok elbette, aslına bakarsan eğlenceli bile sayılabilir. Sadece bunları yaparken yapmak zorunda olduğunu hissetme yeter. Ki hissetmekte beyin fonksiyonun yönetebileceği bir şey olmadığından, neyse gereksiz bir sohbet oldu… Bazen bir resmin karşısına geçer “ne anlıyorum bundan” diye kendime sorarım, cevaplarım. Ardından yanımdakine “ne anladın bundan” diye sorarım. Yanıtını beğenirsem onunkini kendiminmiş gibi başkalarına anlatırım. Kulağa çok sahtekarca geliyor, ki öyle. Ustalaşmadığım bir konu. Örneğin, yazı yazabildiğim andan beri yazı yazıyorsam eğer bu işte ustalaşmamam gibi bir düşünce söz konusu bile olamaz ve edebiyatla ilgisizliğimin mümkün olacağı bir dünyayı da varsaymıyorum. Aklıma geldi, ilkokul sıralarında bizlere verilen kompozisyon ödevi daya...