Sarılmak iyi birşeydir. Ve sarılmak sizi hayata bağlar. Kollarınızla başka bir kollara, başka bir vücuda bağlanabilirsiniz. Ve bu sizi mutlu hissettirir. Kollarınızın arasına aldığınız kadın, kolları arasına alır seni. Ve kollarındayken, kollarındasındır. Boynuna sarılabilir, saçlarını okşayabilirsindir. Çünkü artık bağlantı gerçekleşmiştir. Bağlantının temel unsuru sağlanmıştır. Başka bir hayata bağlanılmıştır. Aklıma kimin söylediğini hatırlamadığım şu söz geldi; Gülersen dünya seninle güler, ağlar isen yanlız ağlarsın. Üstad çok haklı. Yo yo ağlamıyorum ama şu an yanlızım ve ağlamanın tam sırası... Kelimenin gerçek anlamıyla yanlızım fakat mecaz anlamında ise değilim. Odamda yalnızım fakat yarim vardır yanıbaşımda. Onun varlığı şu an ruhanidir. Fakat gerçek olması da muhtemeldir.
Karşısında beni bekleyen boş bir sayfa, yazılmayı bekleyen yazılar hepsi gözümün önünde yapılmayı bekliyor. Bense hergün o boş sayfayı açar uzun uzun bakardım. İlerde yazacaklarımı hayal eder, mutlu olurdum. Kim bilir ne yüce şeyler, ne harikulade yazılar çıkaracağım diye kendi kendimi mutlu eder, hayal ettiğim dünyada yaşardım. Ve geçen gün ansızın üzüldüm. Öleceğim dedim bir gün. Ve o bir gün, yarın da olabilir. Ve tüm biriktirdiklerimi birgüne sığdırma gazabına uğramamak için dedim, başlamalı. Anlatmak zor değil ama zaman yok ise eğer, zaman yetmezse, en güzel hikayemin en güzel cümlesinde ya son bulursa nefesim, ya geriye kalırsa sonu olmayan hikayenin bölümü, asıl kahreden bu olur beni. Sonu olmayan bir roman yazmak, bana ıstıraptan da öte bir duygu verir ve okurlarımın içinde yarım kalan hüzünleri beni daha da mutsuz ederdi. Tabi eğer mutsuz olacağım bir an daha varsa, öyle olurdum. Son dakikalara bırakmayı sevdiğimden midir, her işimi son dakikasına kadar bekler öyle yaparım. Do...
İlkokul sıralarımdı. Sırıl sıklam aşık genç bir çocuğun bünyesine sahip bir çocuktum. Sex denildiğinde boşalacak kadar ürkektim. Yüzümdeki aç görüntüyü sivilcelerimle saklardım... Ta ki; ta ki o an, güneşin kapalı bir havada ortaya çıkıp çevreyi aydınlatan müjdeli bir bahar getirmesi gibi esti parıltısı bedenimde. Ve korktum, ama çocuktum. Ne kadar korkabilirdim ki? Ama o an çok korktum, olabildiğince... Puslu puslu hatırladığım kadarıyla, ergen sınıfımızın genç kızlarının dillerine yeni bir cümle pelesenk( ..?) olmuştu. Savaşma seviş ! Sınıfımızın en güzel kızı, biz arkadaşlarla uzun eşek oynarken yüzüme, doğrudan doğruya söylemişti o cümleyi... Ve o anın, hayatımın en unutulmaz anlarından biri olduğunu bilmiyordum. İşte ilk boşalışımın hikayesi... Tuvalete gitmemiş olmam ve ellerimi genelde kuruladığım pantolonumun üzerindeki nemliliği açıklayamıyordu. Bunu üreten neydi? Hangi doğal kaynak pantolonumu bu denli sulamayı başarmıştı? Not: "Çok sevimsiz" veya "ayy...
Yorumlar
Yorum Gönder