Hasta Adamın Güncesi
Güzel günlerin şafağında, yani
hepimiz uyurken, bazen uyandığım olur. Kalkarım, yatağımda
doğrulurum. O saat aklım pek yerinde çalışır... Dünya'nın en
hazır cevaplarına, bilgi yoksunu ama konuşmaya cesaretli, cahil
insanlara cevap verirken bulurum kendimi. O gün veya daha
evvelindeki sohbetlerimizi kafamda tekrar tekrar yaşarım ve o gün
veremediğim, sırf hazır cevap olmadığım için benden daha zeki
gözükmesine izin verdiğim cevaplarımı değiştiririm. Bu konuda
hayıflanırım dostlarım. Evet, o saatlerde aklıma hep bunlar
karışır. Siz sevgililerinizin güzel koyunlarını düşlerken,
ben bunlara kafa patlatırım. Hastalıklı beynimi rahatlatmaya
çalışırım.
Bu baylar, kendi nezlinde ve özellikle
çevresinde çok akıllı adam muamelesi görürler. Sözleri geçer.
Her işi yapabilen, atik adamlardır. Şöyle diyeyim, bu yarım
akıllıların yapamayacağı bir beden işi yoktur. Ama dostlarım,
bunları okumamış insan olarak görmeyin. Bunlar onlardan daha
tehlikeli, yarı cahillerdir. Bunlar, sizle aynı iş yerinde de
çalışıyor olabilirler. Hatta patronunuz bile olabilir günün
birinde. Dolayısıyla bu yarı cahillerin, size emir veren bir yerde
olması, canınızı sıkar ve sizi aşağılık bir hayvan gibi
gösterebilir.
Bu adamları yaratan cahiliye değildir
sevgili dostlarım. Bu adamları yaratan, kurumlardır, okullardır.
Yarı eğitimini verdiren her türlü hükümet, benim gözümde
suçludur. Ama tabii kaynaklar da bu adamın kişiliğini ortaya
çıkaramaz mı? Yani şöyleki, onunla aynı eğitimi almış bir
kişi, neden onun yaptığını yapmaz? Hayır dostlarım, şu an
vazgeçtim, bu adam sırf bu adam olduğu için suçludur. Ama ben
kimim ki, doğal bir yasayı yargılayacak güçte olayım. Bu adam
doğa içinde var oldu. Doğanın doğrusu ve yanlışı olmadığı
için, bu adama saygı duymak gerekir. Tıpkı doğaya saygı duyan
her bilinçli adam gibi... Ama bizim gibi olmayan bilinçsiz
insanlar, bu adamlarla çatışırlar. Çünkü bilinçsiz insanların
doğaya saygısı yoktur. Doğal olan da onunla çatışır. Bu da
yanlış esasen. Doğaya saygısız olan da doğanın bir ürünü
değil midir. Yersiz bir sav ileri sürdüğüm için beni bağışlayın
aziz dostlarım. Ne yapalım, hastalıklı bir adam olduğumu
söyledim size. Hem hastalıklı da değilim esasen, hastalıklı
olmayla övünmek isteyen biriyim.
Hasta olmayla keyif alabilen bir
insanım. Çokça, elim kolum sargılı okula gittiğim, bazen
sokaklarda topallayarak yürüdüğüm oldu sevgili dostlarım. Bunu
niçin yaptığımı soracak olursanız (hatta bazılarınız hasta
insanların halinden anlamak için yaptığımı bile düşünebilir),
sadece keyif aldığım için yaptım. İnsanların bana bakıp,
iyiki ben öyle değilim düşüncesindeki bakışlarını sezmek
için yaptım. Bundan sinsice bir zevk duyardım. İnsanları
kandırdığımı, onlardan daha zeki olduğumu, yine kendime
ispatlardım. Bu da size aptalca gelebilir dostlarım, ne yapalım
ben de böyle biriyim işte. Nedendir bilinmez, çevremdeki
insanlardan hep daha zeki olduğumu düşünürüm. Bu da onun gibi
aptalca bir sav işte. Yoksa öss puanım bu kadar düşük olmazdı
değil mi? -Kah Kah Kah!
Yahu o değilde, şimdi okuyunca güzel
günlerin şafağı ile başlayan cümlemi neden kurduğumu düşündüm.
Taktir edersiniz umarım yazıma başlamadan önce, süslü cümleler
kurup sizin gönlünüzü çalmak istedim. Şimdi bunu yaptığım
için çok utanıyorum. Ama yine de silmeyeceğim işte, kalacak
öyle. Anlam bütünlüğünü bozan paragraf sorusu gibi orada
belirecek. Her şey kurallı mı olur, bazı kuralları da kendimiz
koyalım. Hem burada tanrıcılık oynadığımı söyleyeceğim, hem
de saçmalamayacağım. Bak sen!
Yorumlar
Yorum Gönder