Sayfalar

Follow by Email

27 Aralık 2012 Perşembe

Doğum

Şarkı bittiğinde başka biri gibi uyandı. Yeni bir kişiydi o, normal değildi. Hastalıklı tüm yönlerimi ona yükledim. O artık yeni biriydi. Ben artık normaldim ama ben artık ben değildim, işin kötüsü de bu. Onun kötü olmak gibi bir niyeti yoktu. İyi ve kötüyü tanımlama acizliğine bile katlanmazdı.

Karşı karşıya geldik ve yenildim kendime. Kendim kazandı da, öylece durup bakıştık birbirimize. Bir şey yokmuş gibi davrandık, pek normaldik. Ama biz hiç normal olmamıştık. Alışılagelmedik bir şeydi bu. Bir bölünme veya ayrışma. Bir erkek çocuk dünyaya getirdim. İçimden çıkıverdi, doğumuna bizzat şahit oldum. Ne kadar zorlu bir şekilde doğduğunun farkındayım, acısını bizzat çektim. Onu anlayabiliyorum ama onun beni anlama zahmetine gireceğini sanmıyorum. Hatta eminim, onu o kadar iyi tanıyorum ki. Onun kızgınlığını, şaşkınlığını hep ezbere biliyorum.

Bir şarkı daha bitti, şimdi daha başkaydı. Değişimini tamamlamak üzereydi, eskisini saydırıp, üzerine az çok bir para konup bir üst modele sahip olunan çamaşır makinelerinden biriydi şimdi. Az kaldı, bir kaç şarkı daha. Ondan sonra, Elveda demek için bir kaç saniyesi olacaktı, acele etmesi gerekecekti.

4 Aralık 2012 Salı

Rutin

  Hikayede anlatılmayan kişiyi öldürmeyi planlıyorum. Nasıl olsa hikayede değil, kimse farketmez öldüğünü. Sonra gömeceğim şöyle çokça pahalı bir mezara. Gelip gideni olmadığı için, kalacak mezarlığın çarpık kentleşmesinde tek başına.

  Sonra anlatacağım diğer hikaye, o da şöyle olacak: Yakışıklı bir bey çıkacak kızımızın karşısına, pat diye aşık olacak. Doğru, aşk bir şans işidir. Bunları da bulacak lotocunun önünde, aynı milli piyango biletine baş koyacaklar. Biri diğerine bırakırken bileti, PAT! aşık olup gittiler. İşte böyle basit bir doğa olayıdır aşk dediğimiz olay. Sonrası malum, bu erkek tam erkek, mert, atik, aldatmaz, ağlatmaz, iyi araba kullanır, elinden her iş gelir, sarar, sıkmaz, bazen kıskanır ama kıvamında, devamlı güzel sözler eder sonra pat diye keser, kızı kendine çeker. Kızın tek istediği bu gizemli ayardır, hamurunu iyi yoğurduğu için memnun olur.

    Hoşbeş ile geçen yıllardan sonra, yolları bir mezarlığa düşer, düşmez ama hikaye anlatıcısı olduğum için ben istedim düştü. Gelirler mezara, o mezardan geçerler bakın şansa, zatın ismi yazmakta elbet, fakat kimse tanımamakta, burda anlatmaya da gerek görülmemekte zatım tarafınca. Velhasıl, bir not ilişmekte gözlerine, tarif ettiği bir kız vardır mezar taşında. Bu kıza benzemekte pek tabi, yoksa niye anlatayım. Erkek ve kadın yazıyı fark edip, kime ithaf edildiğini pekala anlamışlardır, orası da malum, sonrası bizi alakadar etmektedir, benim neden hikayede anlatılmayan o kişiyi öldürdüğüme dair bilgi de içermektedir. Sonrası şöyle gelişir, gelip geçerler.