Sayfalar

Follow by Email

22 Temmuz 2011 Cuma

Senle Beraber Olsam da Sevgilim...

Hiç görmesek birbirimizi ve özlesek. Ömür boyu bağlansak da yalnızlık ömür boyu...

Bu şarkıyı araştırırken, paylaşan bir arkadaşın sözünü gördüm;
yaş 9, sokakta oynayan 3 çocuk... evlerden birinden gelen bir şarkı. kaldırıma oturup dinlemiştik, o 3 çocuk şimdi apayrı yerlere dağıldı. ama bu şarkı hep bana o andaki gibi mutlu hissettiriyor kendimi. teşekkürler mfö!

Gerçekten teşekkürler. Bu sözdeki güzelliği ve acıyı hissettim. Aynı anda mutluluğu. Birçok duyguyu hissettirdi bana. İşte dedim, sanat bu sözler arasında gizli.

Herkesin hayatta doğruları vardır. "Benim doğrum yok" diyen birinin doğrusu bile doğrusuzluktur. Ve doğrular düzdür, kenarında köşesinde hiç bir yerinde bir kıvrım, bir düzensizlik yoktur. Ve uzar giderler sonsuzluğa. Bazı noktalarda dururlar, ama devam ederler sonra. Bazı arkadaşlarıyla da kesişirler. Ama devam ederler. İki farklı doğrunun kesişmelerinden başka buluştukları bir an daha yoktur. Kendi yollarına devam ederler. Her doğrunun birbiriyle buluşabilme olasılığı vardır. Kimi zaman yıkıcı, bazı zamanlar hüzünlü, bazen de öldürücü. Bir trafik kazası, bir ayrılık, bir atom bombası. Sevgilinizden ayrıldığınızda, Einstein'in fotoğrafı olan bir atom bombası size çarpan arabanın üzerine düşebilir. İşte doğruların kesişmesi. Ve devam etmesi.

Birgün uzaklarda yaşayan bir insan varmış. O kadar uzak ki, sen dünyanın neresindeysen o tam aksindeymiş. Aşık olmaya çok istekli olan bu genç adam, aşık olabileceği kızları gözüyle belirler, yanlarına gider, aşık olur ve gelirmiş. Bir süre geçtiğinde, hislerinin de geçtiğini görünce aşkın bu olmadığına karar vermiş. Bazı dostları bu aşk'tır demiş, bazıları ise değil. En iyisi bulmak demiş aşkı. Getirmek, konuşturmak. Yola çıkmış, yanına bir avuç kuru üzüm, bir kaç tane kara erik, yarım ekmek ve su almış. Çıkmış yola ama ne yapmalı? Nerden başlamalı? En iyisi demiş, ben değil şehir karar versin nereye gideceğimi. Önüme hangi taşıt gelirse ona bineceğim. Ve şehir beni aşka götürecek. Yürümeye başlamış, gayesi onu mutlu etmiş. Varlığına o kadar inanıyormuş ki, bulacağından bir an bile şüphe etmemiş. Önce yaşlı otobüs şoförü onu buyur etmiş, sonra taksi şoförü onu caddeye kadar atıvermiş. Fırının hemen yanında duran genç adam, nefis kokan ekmeklerin kokusuyla büyülenmiş. Buyur demiş yaşlı fırıncı, iş için geldin sanıyorum. Yeteri kadar parası kalmayan bu genç adam bir işe ihtiyacı olduğunu farketmiş. Ve cevap vermiş; ' Evet, iş için buradayım.' ...

7 Temmuz 2011 Perşembe

Bir Fotoğrafın Ardına Bakmak

Gülümseyen iki yabancı bir insan. Birbirlerini çok iyi tanımakta fakat tanımazlıktan gelmektedirler. Ve birisi bir nükte ettiğinde diğeri bıyık altından sinsice güler. Oyun budur. Diğerlerinden zekiyiz oyunu.
Zamanın hızlı bir aktığı bir anda, yani einsein’in dediği gibi zamanın eğlenceli geçtiğinde çabuk aktığını sandığınız bir anda, fotoğraf delisi bir arkadaş diye adlandırdığınız zevat, kendinden beklenen davranışı sergiler ve deli gibi fotoğraf çekmeye başlar. Saçını başını, götünü aşını ve yemek yediği tahta masayı birbirine bağlayan tahta parçalarını bile ilginç bulup çekecektir bu zat. Ve en sonunda benim şu an gördüğüm ama sizin sadece hayal ettiğiniz iki kişinin fotoğraflarını çekecektir. Birden yan yana durdular ve fotoğraf delisi olarak adlandırdığımız arkadaş fotoğraflarını çekiverdi. Ve olan oldu. Sadece bir fotoğraf çekilmiştir. Fakat ardındaki sırrı sadece onlar biliyordur. Veyahut onlar öyle sanıyorlar, birde fotoğrafların ardına bakabilen bir ben… Kendimi övmek için söylemiyorum. Aslında ardına bakabilmek için birkaç ipucundan da faydalandım. Yanlışlıkla denk geldiğim konuşmaları, bazen birbirlerine derin derin bakmaları, çocuğun gülmesi, kızın da gülmesi… Hayır bunlar değildi tabiî ki de. Daha az bir bilgi. Ve o kadar küçük bir bilgi ki…
Resimde görünen çocuğun kaleme ihtiyacı olduğu bir gündü ve kız da hiç düşünmeden sınava girebilmesi için iyiliksever bir tavırla kalemini ona uzatmıştı. Ama o uzatış ve çocuğun kalemi alması anlatıldığı gibi basit bir olay değildi. Ben anlamıştım ve benim gibi anlayanlar da vardı. Ama bu anlayış, anlamların kelimeye dökülmesinden çok önceydi. Sadece bir anlayıştı. Orada, bir samimiyetten çok daha fazlası vardı.
Gizli bir aşk mı bilmiyorum. Veya birden çok kişinin aldanması veya birden çoğunun aldatması mı hiçbir fikrim yok. Tek bildiğim yasaksız olsaydı, bu şekilde olmayacağıydı. Muhtemelen birlikte olurlardı ama burada bir hata vardı. Olması gerekenden farklıydı. Olması gereken onlara göre olmasa da olurdu.

not: not verecek olursam 10 üzerinden 5 bir yazı benim için. Pek de beğenmiş değilim. Bazı yerlerinde o kadar sıkıldım ki düzeltmek için devamını bile okuyamadım. O yüzden imla ve anlam bakımından hatalar mevcut olabilir. Şimdiden kusura bakmayınız...

3 Temmuz 2011 Pazar

Bir eksik var Bir eksik vardı Bir eksik

Bir düzine eksik çıkar hayatımdan. Kendi kendilerine kapanır. Kendi hallerine bıraktığımdan. İşlerin kendi kendine yürümesi, insanlığı tembelliğe alıştırır. Ve tembellik, sizi uyuşuk bir insan haline getirir. Ve öğrenemediğiniz bir çok şey olarak geri döner. Eksikleri nasıl dolduracağımı bilmediğinden ve o işin kendi kendine işlemesinden, süreci kaçırırım. Otomatik vites kullanan araba şoförleri gibi, araba kullanıyor sayılmam. Ama arabayla biryerden biryere gidebilirim.
El atma vakti, sorunlarına veya varilindeki delikleri tıkamaya. Su damlarsa musluktan, halletmeli. Nasıl olacağını öğrenmeli. Ve yapmalı. Yapmalıyız. Yapmamız gerekenleri.
Bu aralar düşündüğüm bir konu, kim olduğumu tam olarak bilmediğim. Tam olarak neyim ve kimim? Benden istenen ne, benden öncekilerin benden umdukları neydi? Ne kadar önemliydi benim hayatta olmam. Savaşmışlar mıydı, benim doğmam için. Acılarını unutturmam için savaşmışlar mıydı, kan dökmüşler miydi.

Bir gün, gerçekte kim olduğumu öğreneceğim. O gün geldiğinde, daha bir samimi olacağım. Şimdilik, samimiyetten uzak ve kibar bir şekilde hoşçakal diyorum.
Hoşçakal