Sayfalar

Follow by Email

27 Mayıs 2011 Cuma

Başka bir gün aynı hayatta

Aynı hayatta başka bir gün veya başka bir gün aynı hayatta... Yazacağım bir şey yok aslında ve durduk yere birşeyler karalamanın üzerine gitmem gerektiğini hissediyorum. Benim de dahilinde olduğum günümüz gençliği bunu saçma olarak adledebilir. Ben ediyorum.

Melinda Melinde adlı filmi izledim az evvel. Wody Allen imzalı, yazanda yöneten de o. Filmi genel itibarıyla çok beğenmesem de senaryosu hoşuma gitti. Daha doğrusu senaryoyu anlatış biçimi... Üstad yine konuşturmuş... ah sesli gülümsedim !

Bugün biraz daha güncel konulara değinmek istiyorum. Ve dünyada güncel kalabilen tek konuya verip veriştirmek taraftarıyım. Kadın-Erkek ilişkileri. Erkekler Van'dan Kadınlar Sinop'tan gelmiş derler. Biri deniz ister, diğeri göl'de boğulur. Karadeniz biraz dalgalıdır, Van dam'ın da yatmak zevklidir. Neticede laf esprilerini ve gereksiz saçmalıkları bir kenara bırakırsak, kadınlar da erkekler de kokan çorapların tekleridir. Öyle ama, hepimiz kirleniriz ve bazen de kokarız. Hergün duş alıyorum insanlarına tokat alabilirim, öyle demeyin. Kimse hergün duş alamaz.

Bu konudan zıplayıp başka bir konunun derinliğinde boğulmak istiyorum;
"Hamdolsun, size yeryüzünde imkân ve iktidar verdik. Sizin için orada birçok geçim imkânları da yarattık. Ama siz ne kadar az şükrediyorsunuz! Ant olsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” dedik. İblisten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile eğilenlerden olmadı."

Yukarıda Allah'ın Şeytan için söylediği sözler mevcut. Benim kafama takılan bir soru var. Size yerüzünde imkan ve iktidar verdik... Bu sondaki "k" harfi, biliyorsunuz ki biz öznesini tanımlayıcı gizli bir öznedir. Ve Allah neden, biz kelimesini kullanma ihtiyacı duysun? Açıkçası bu beni şaşırtıyor. Eğer Türkçeye çevrilişinde böyle anlatımlar varsa, neden böyle çevrilmesi uygun bulundu. Ne bileyim kafamda bir takım soruları soruyorum. Düşünmeden itaat etmek tam olarak bana göre değil.
Ve bu arada Wikipedia'da Allah başlığından çok daha ayrıntılı olan Şeytan başlığı beni üzdü, kedere boğdu. En büyük yaratıcı hakkında bilinenler, ona karşı kudretsiz kalan birinin hakkında bilinenlerinden daha az. En azından Wikipedia'da... Ne diyeyim insanlar kötüye yormayı seviyorlar...

19 Mayıs 2011 Perşembe

Futbol ve fanatik yorumcuları hakkında bir iki anekdot

Ntv-spor yorumcusu Mert Aydın hakkında ileri geri konuşacağım. Televizyonda bütün gün yorum yapan bu kel kafalı muhterem hayatında kaç defa spor yapmıştır merak ediyorum. Evet bu bir önyargıdır. Ve saçı olmayanlar spor yapamaz diye birşey yok elbet fakat nedense Mert Aydın'ın spor yaptığını düşünmüyorum... Ve spordan bu denli uzak duran bir insanın spordan para kazanması da ilgincime geliyor. Hiç değilse bir dışarı çık, bir koş, bir açıl ne bileyim... Ekmek almaya koşarak git ne var, ne olacak...

Ama o melun suratlı televizyona çıkıp ; bıy bıy bıy öyle bıy bıy bıy böyle gibi sorular soruyor, kendi cevaplarını veriyor. Alt biten maça üst diyor, üst diyen bir maça alt diyor. Millet senin kalemine güvenip parasını basıyor maçlara ama hep üzülüyor. Sense o kadar para kazanmana rağmen hala kuponlarına 2 lira atıyorsun, küçük hesaplar yapiyorsun be abicim.

Neyse aslında amacım sırf seni eleştirmek değildi, spor sektörünün bu denli saçma gelişmesi beni kızdırıyor. Fanatik gazetesinin yorumcularında gözlemlediğim davranışlara göre, hepsi siyasetten nefret ediyor ve spora siyasetin bulaşmasını istemiyorlar. O gençlerin enerjileri spora gitmiyor. Televizyon karşısında bağırmaya, yorum yazmaya, fanatikliğe gidiyor. Bu da gençlerimizin enerjilerini güçlerini siyasetten yönetimden uzak tutmalarını sağlıyor. Daha uzun yazılabilecek bir konu. İlerde yine değineceğimdir. Şimdilik benden bu kadar

Savaşma seviş derken ciddi miydin?

İlkokul sıralarımdı. Sırıl sıklam aşık genç bir çocuğun bünyesine sahip bir çocuktum. Sex denildiğinde boşalacak kadar ürkektim. Yüzümdeki aç görüntüyü sivilcelerimle saklardım...
Ta ki;
ta ki o an, güneşin kapalı bir havada ortaya çıkıp çevreyi aydınlatan müjdeli bir bahar getirmesi gibi esti parıltısı bedenimde. Ve korktum, ama çocuktum. Ne kadar korkabilirdim ki? Ama o an çok korktum, olabildiğince...
Puslu puslu hatırladığım kadarıyla, ergen sınıfımızın genç kızlarının dillerine yeni bir cümle pelesenk( ..?) olmuştu. Savaşma seviş !
Sınıfımızın en güzel kızı, biz arkadaşlarla uzun eşek oynarken yüzüme, doğrudan doğruya söylemişti o cümleyi... Ve o anın, hayatımın en unutulmaz anlarından biri olduğunu bilmiyordum.
İşte ilk boşalışımın hikayesi...

Tuvalete gitmemiş olmam ve ellerimi genelde kuruladığım pantolonumun üzerindeki nemliliği açıklayamıyordu. Bunu üreten neydi? Hangi doğal kaynak pantolonumu bu denli sulamayı başarmıştı?

Not: "Çok sevimsiz" veya "ayyy çok tatlı" denilebilecek bir anı. Bense bu anıya sadece anı diyorum. Çünkü çocukların hepsi, Ahahaha altını ıslatmış gibi espriler yaptı ve sonunda dayanamayıp okulu terk-i diyar eyledim. Başka bir okula nakil oldum. Ve bundan sonra siyah kadife pantolon giymeye başladım. Aslında bu hikaye de;
"Neden sürekli siyah kadife pantolon giyiyorum" un hikayesi.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Sarılmak iyi birşeydir

Sarılmak iyi birşeydir. Ve sarılmak sizi hayata bağlar. Kollarınızla başka bir kollara, başka bir vücuda bağlanabilirsiniz. Ve bu sizi mutlu hissettirir.
Kollarınızın arasına aldığınız kadın, kolları arasına alır seni. Ve kollarındayken, kollarındasındır. Boynuna sarılabilir, saçlarını okşayabilirsindir. Çünkü artık bağlantı gerçekleşmiştir. Bağlantının temel unsuru sağlanmıştır. Başka bir hayata bağlanılmıştır.

Aklıma kimin söylediğini hatırlamadığım şu söz geldi; Gülersen dünya seninle güler, ağlar isen yanlız ağlarsın. Üstad çok haklı. Yo yo ağlamıyorum ama şu an yanlızım ve ağlamanın tam sırası...
Kelimenin gerçek anlamıyla yanlızım fakat mecaz anlamında ise değilim. Odamda yalnızım fakat yarim vardır yanıbaşımda. Onun varlığı şu an ruhanidir. Fakat gerçek olması da muhtemeldir.

Ali Kaptan ölümle burun buruna

Az önce bir arkadaşımın bloğunda gördüğüm reklam yazısının aynısının tıpkısıdır. Çok saçma geldi.
Merakla kandırmanın daniskası... "Tıkla ve nasıl olduğunu öğren" haberciliği. Buradan onlara tepkimi koyuyorum kardeşim, lütfen biraz daha itina ve özen... İnsanlar aptal değildir. Tabi ki yüzde 40'lık kesimi. ve ne yazıktır ki yüzde 60'ı da kendini bu yüzde 40'lık kesimde zannederler. Kimse kendine aptal demez veya dedirtmez sanırım. E haklılar beya. Sen çok mu zekisin derseniz...
Bence demeyin. 3'e çarpıp 4'e bölebilirim.

Bu arada bu arabanın hastasıyım. Ferrari'de çalışan hala oğlum var, arabayı bir kere yalamama izin verdi.

17 Mayıs 2011 Salı

O değilde seni ben hakediyordum...

Ya İzel'in, ya yüzü sivilceli başka bir kadınındı başlıkta bahsettiğim şarkı...
Tek hatırladığım yüzünün lahmacun gibi sivilceli oluşuydu.
Aman yüzü lahmacunu andıranlar kızmasın, bir zamanlar benimki de öyleydi.
Tabi sakallarla örtüyordum ve hiç biri gözükmüyordu. Ama yine de yüzleri lahmacun gibi olanlar alınmasın. Alınırsa da fotoğraflarını mail atsın, ben photosopta birşeyler yapmaya çalışırım.
Lahmacun demişken acıktığımı hissettim. Demin tuvaletten çıktığımda da hissetmiştim. Ara ara oluyor bu,anlamış değilim.

http://mrsbaros.tumblr.com/

Şöyle bir link vereyim, bu bacımız kim bilmiyorum ama harika şarkılar paylaşıyor. Bu kızımıza allahtan rahmet, sevenlerine sabır diliyorum. Pardon böyle değildi... Ben yine diliyorum ama iyi anlamda. Pozitif enerjiyle diliyorum. Negatifliğe buralarda yer yok koçum.
O değilde sokakta ilköğretim hocama rastlayasım var,
Nabiyon y..rraam diyesim var...
Arasıra matematik hocamı görsem de g.tüm yemiyor açıkçası hal hatır sormak. Devamlı o cetvelini yanında taşıyor mudur acaba?
Ama ne yalan diyim, sıra dayağı çekerken bana hep torpil yapardı. Hafif vururdu sağolsun. Bende ona minntemi sunmak için, anneme durumu izah ettim. Ertesi gün annem okula geldi, şikayet etti, hoca okuldan atıldı... Sanırım matematik hocamın hayatının içine ettim...


Sıra dayağı demişken ve bunun ne anlama geldiğini bilmeyen bir öğrenci olduğum yıllarda, bu işlemin bir sıra vasıtasıyla yapıldığını düşünürdüm. Lan sırtımızda sıra mı kıracaklar diye düşünürdüm.
Sonuçta öyle değildi. Zaten çok saçma bir olaydır sıra dayağı. Suçsuz olanların da diğer arkadaşlarının yüzünden dayak yeme durumu... vay a.k sizin adaleti bulma çabanızı. Diğer çoçuklar, yaramazlık yapanları durdurmalılar mıydı? Bilmediğimiz bir misyonumuz mu vardı?
Ah be canımız ciğerimiz öğretmenlerimiz, ne sadist imişiniz siz.

Damar yapmaya mı geldik beyler

Hayatın bize sunduğu şanslar yadsınamaz muhakkak. Yok aman öyle, değil. Ben hep eziliyorum diyenleriniz olacaktır. Hayatın bana sunduğu saçma şansı anlatasım geldi, hatta o kadar kısa ki değinip bile geçebilirim. Henüz karar vermedim, ama o şans da şudur; internetin i'sinden anlamadığım bilgisayardan çakmadığım halde 'internet editörlüğü' işini yapıyorum. Tam bir ironi olmasa da zorluyorum gibi...

İşte hayatın bize sunduğu şanslardan biri. Benim gibi insanlar muhakkak ki vardırlar. Ama ben üzülüyorum. Açıkça bir gerçektir ki; beni internet işlerine alan kitle benden de cahildir bu konuda. O yüzden onlara bilgili taklidi yapmam ve bildiğim bir iki numara ile gözlerini boyamam kaçınılmaz. Ben parama bakıyorum, ve dünyadan 5 yıl geride olduğumu hissediyorum. Ve en acınılası tarafı ise, beni işe alan patronlar kendilerini 10 yıl ilerde sanıyorlar. Neyse canım, canınız sağolsun. Şans faktörü çok mühim. Zira onunla kazanıyorsunuz. O değil de kasıyorum size çok fena, haberiniz olsun. Bir gün çok fena gider yapacağım...

Zevki sefa yapmanın tam sırası, haca çok sıcak, insanlar cıbıl. Parmak arası terlik vakitleri geliyor yavaş yavaş. Bu tanga terlikleri takmak isteyen nice güzide insanımıza, yazı bekleyen kaslı erkek arkadaşlarımıza burdan selam iletmek istiyorum. Var olun, hiç bir zaman sizin kadar kaslı olamayacağım ve her daim parmak arası terliğin altına çorap giyeceğim. Ve o parmak arası terlik bana olmayacak. Araya kaçan çorabım ısrarla almayacak o terliği... Ve boynum bükük elemandan halı saha modellerini göstermesini isteyeceğim. Hatta halı sahaları halı sahada da kullanmayacağım. Belki sokakta bir top gelirde gelişine iyi çakarım diye alacağım. Hep onun umuduyla...

not: resim bile yükleyemiyorum lan buraya, hakikaten bilgisizim ve internet konusunda kendimi geliştirmeyi hiç istemedim. Biri yardım etsin :D

bir not daha: açıkçası bir defa bile okumadım. Cümle düşüklüğü ve kulağınıza saçma gelen kelimeler olabilir. Kulak asmayın. Takipçilerimin sayısı arttığında kontrol mekanizmamı biraz ilerleteceğim.
Haydiyin kalın sağlıcakla. Bir kişi izliyor o zaman , okalsın sağlıcağı ile. Kuralları olan anarşist'e selam ederim.

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Hikayede anlatılan kişi hikayede değil

Hikayede anlatılan kişi hikayede değil. Başka  bir hikayeye konuk kişi olarak katıldı. Ve şu anda burada yoksa, bunun sebebi; kahraman olmak istememesi ve yerine küçük bir rol, mesela kaldırımdan geçen üçüncü adam olmak istemesidir… Ama o yinede hikayede anlatılan kişi…
Kaldırımdan geçen üçüncü adamın hikayesi…
Bir hiçliğin hikayesi…

Bir hiçliği anlatmak için koca roman sayfalarına ihtiyaç yoktur. Aksine tek bir boş sayfa dilediğini anlatır… Karşında anlayan bir insan varsa, anlatması daha kolay. Anlamıyorsa unut gitsin, onun yeri senin yanın değildir.

Kaldırımdan geçen 3’üncü kişinin hikayesi ise, bambaşka diyemediğim aşırı sadelikte bir hayat sürmesİ benim ilginç bulduğum bir konu idi. Herkesin aksine, sade ve sıradan bir hayat sürmesi onu farklı kılıyor. Çünkü gerçekçidir. Çoğu insan gibi sıradan bir hayat sürüp onu dışa farklı sunmaz. Olduğu gibi yalındır ve bir o kadar doğal. Hatta doğal olmasına lüzum yokken bile doğaldır.
Dedim ya hikayede anlatılan kişi hikayede değil, bir başka hikayede kaldırımdan geçen üçüncü adamı oynamakta. Halinden pek memnun…
Halinden pek memnun görüksede, göründüğünden memnun değil.  Kaldırımda ve hikayede ondan önce geçmesini beklediği 2 arkadaşı var. Onların rolü bittiğinde kendisi sıraya girecek  ve beklide hayatındaki en iyi kaldırımdan geçen  3’üncü adamı oynayacak.

Burada olmamasını sağlayan ne ve neden baş kahramanlıktan böyle kaçarcasına uzaklaşıyor, Ve tanımadığı bir hikayenin  yabancı kaldığı kaldırımlarında rolünü bekliyor? Rolü hayatına mı yansıyor diye soruyorum, yansımaz…biliyorum ama yine de soruyorum; nasıl duygu önemli bir hikayede, önemsiz bir detay olmak. Detay manyaklarından başka seni tanıyan kimsenin olmaması… ve  o kadar azdırlar ki,  tüm hikayeyi anlamak için seni kullanırlar ve öğrendiklerinde unutuverirler. Aslında merak ettikleri sen değilde hikayenin tümüdür…